29 Şubat 2012 - 20:30

Allah’ın adıyla.... Filistin davasına sahip çıkan İran neden Suriyeli müslümanların feryadına yetişmiyor?

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Tunus ile başlayan Kuzey Afrika’yı saran ve Ortadoğu’ya yayılan uyanış hareketine başından beri destek veren İran neden Suriye halkının ayaklanmasına destek vermiyor?

Dünya mustazaflarına dahi desteğini esirgemeyen İran ne oldu da Suriye’deki halk ayaklanmasına sesini çıkarmadığı gibi Baas rejimi lideri Beşşar Esad’ın yanında yer alıyor?

Hak ve adaletten bahs eden ve kendisini İslam cumhuriyeti olarak tanıtan İran‘ın, sadece İsrail karşıtı olduğundan dolayı Suriye‘nin yanında yer alması hak mıdır? İsrail düşmanı olan, halkına zulüm etse de desteklenmeyi hak ediyor mu?

Evet! Soruları çoğaltabilirsiniz, kelime ve kavramları istediğiniz kadar değiştirin, istediğiniz kadar kavram kargaşasıyla kafaları karıştırın, soru aynıdır; sade ve yalın hali şudur; İran, neden Suriye rejimine destek veriyor, Suriye halkının yanında yer almıyor?

Elbette bu soruların asıl hedefi gerçekleri öğrenmek ve İran‘ın siyasetini anlamaya çalışmak değildir, asıl hedef İran’ı karalamak ve emperyal gücün istediği şekilde insanları yönlendirmektir.

Sorulara cevaptan önce bu soruları yönelten beylerin kafa yapılarına bakmak gerekir.

Beyler! Sizlere bu sorular nereden servis ediliyor? Bu sorular neden önce Telaviv ve ABD‘de gündeme geliyor daha sonra sizlerin kalemlerinden kendi dilinizde yazıya dökülüyor? Bu soruların perde arkasında kimlerin kıs kıs güldüğünü göremeyecek kadar basiretsiz misiniz?.

Öncelikle bu olaylara hangi pencereden baktığınızı açıklayın da insanlar sizi kimin evinde oturduğunuzu görsünler. Daha Tunus ile başlayan İslami diriliş ve uyanış hakkında doğru dürüst bir analiz yapamıyorsunuz; bu uyanışın kaynağının ve sebeplerinin neler olduğunu ve bu uyanışlar sonrası bu halk hareketlerinin nereye doğru gittiğini tesbit edemeyen ve bir alternatif sunmaktan aciz olan siz beyler, ne oldu da birden bire İran‘ın izlediği Suriye politikasını anlamak için –sözde- çaba harcamaya başladınız? Sorularla iran’ı sıkıştırdığınızı mı sanıyorsunuz.

Tevhidi dünya görüşüne sahip olduğunu iddia eden siz beyler, siyasal düşüncenizin temelleri hangi İslami kaynağa dayanıyor? Dünyada gelişen olayları tahlil ederken, özellikle Ortadoğu olaylarını analiz ederken hangi siyasal doktrin ilkelerini asıl alıyorsunuz?

İslam siyasal doktrinine göre mi –tabi ki din/siyaset birlikteliği ilkesini kabul ediyorsanız- olayları değerlendiriyorsunuz? Şayet böyleyse şimdiye kadar yazılarınızın hangisinde Kurani bir delil ve nebevi sünnetten bir kanıt sundunuz?

Sahi siz İslam‘ın siyasal doktirini olduğuna inanıyor musunuz? Kuran’da siyaset ilkelerinin beyan edildiğinden haberiniz var mı? Siyasal İslamın varlığını kabul ediyor musunuz?

Evet! Sizin geçmişinize bir bakalım: Afganlı mücahidler kızıl orduyu ülkelerinde söküp attıkları dönemde emperyalistler tarafından Pakistan‘da gözlerden ırak bir hareketlilik başlatılmıştı; Taliban adında bir terörist örgüt için elemanlar eğitiliyordu. Amerika bu eğittiği uşaklarını Afganistan‘a yerleştirdi ve dünyanın nefretini kazanadıracak mağara İslam anlayışını bunların elleriyle yaygınlaştırdı. Beyler siz o zamanlar Talibanı kahraman ilan etmiştiniz, İslam devleti olarak tanımıştınız.

Evet! Siyonistlerin eliyle eğitilip Pakistan, Afanıstan ve Kafkasya’ya yerleştirilen El-Kaide terör örgütü ve başında Bin Ladin sizin için ideal bir lider konumuna getirildi. Körü körüne kahraman ilan ettiniz ve babaları tarafından görevi bittikten sonra yok edilen Bin Ladin‘e şehid deyip gıyabi cenaze namazı kıldınız.

Evet! Bitmedi. ABD, Irak‘a yerleşmek için Saddam’a savaş açtı, patronlarının kendisini devirmesinden rahatsız olan Saddam göstermelik savunma yaptıysa da gerçekler çok geçmeden ortaya çıktı. Saddam idam edildi, siz yine onu kahraman ilan edip ona şehid deyip gıyabi cenaze namazı kıldınız.

Yıllarca Filistin davasının uzlaşmacı lideri Arafat, Siyonistlerle zaman zaman masaya oturup Emperyal gücün planlarını uygularken onu Filistinin mazlum halkının sahibi görüyor onun politikalarını savunuyor, Hamas ve İslami Cihad gibi Filistin davasına sahiplenip direniş yolunu seçenlere mesafeli duruyordunuz.

Dahası sizler Kaddafi‘yi dahi yıllar önce destekleyip Amerika karşıtı olarak gördüğünüzden dolayı desteklenmesi gerektiğini söylemiyor muydunuz?

Bu mantığınız hangi İslami ilkelere uyuyor? Bu takip ettiğiniz siyaset Batı emperyal gücün hakim kılmak istediği liberal demokrasi siyaseti değil mi?

Yukarıda sıraladığımız soruları emperyal siyaset sahipleri sorabilirler, çünkü onlar kendi ideolojilerinin karşısında tek engel gördükleri İran‘ın velayet siyasetinin küreselleşmesini engellemek istiyorlar.

Şu anda dünyada iki siyasal doktrin var; biri emperyal gücün savunduğu ve dünyaya hakim kılmak istediği „batı siyasal doktrini“, diğeri ise temellerini Kuran, nebevi sünnet ve velayetin oluşturduğu „İslami siyaset doktrini“. Üçüncü bir siyasal doktrin yoktur, şayet var diyorsanız ortaya koyun da müslümanlar sizin siyaset doktrininize tabi olsunlar. İslam‘ın siyasal doktrini olduğuna inanmadığınız için İran‘ın siyasi duruşunu anlamakta zorluk çekiyorsunuz. Siz İran‘ı inkılabın başından beri kabul etmiyordunuz, İran‘ı kafanızdaki ütopyacı İslam anlayışı ile değerlendiriyordunuz, size uymadı mı „İran, eski İran değil, „İran değişti“,“ İran devrimin evlatlarını yemeye başladı“ „ Humyeni gitti İran‘ın dünya siyaset anlayışı değişti“ gibi sloganların arkasına sığınmaya başladınız. Ne İran değişti, ne de eskisi gibi güçsüzdür, şimdi eskisinden daha güçlü çünkü „İran nükler ülkeler klübüne“ adını yazdırdı, „İran uzay teknolojisini“ elinde bulunduran ülkelerin sınıfına girdi ve daha önemlisi „İran dünyaya yeni bir devlet/siyaset anlayış getirdi ve bu sistemini de küreselleştirme aşamasının başındadır.

Şimdi söyler misiniz hangi siyasal kriterlere göre İran‘ı suçluyorsunuz? Hangi ilahi delillere göre İran‘ın izlediği Suriye politikasını değerlendirip anlamakta zorluk çekiyorsunuz?

Tabi ki anlamakta zorluk çekersiniz çünkü sizin bir ilkeniz yok, temel prensiplerden yoksunsunuz, hakkı batıldan ayırt edecek kriterleriniz yok.

Evet! Gelelim Suriye gerçeğine. Suriye’de Baas rejimi hüküm sürüyor, hiçbir ilahi meşruluğu yoktur. İran Suriye’ye hakim rejimin ilahi meşruluğunu iddia ederse tamamen yanlış yapmış olur ve Kurani ilkelere ters hareket etmiş olur. Dolayısıyla ilahi kanunlara göre Suriye rejiminin hiçbir meşruluğu yoktur.

Beşeri sistemlerde meşruluk halkın onayı ile değil midir?. Türkiye, Almanya, Fransa…v.s gibi ülkelerde olduğu gibi. Suriye‘de de iki ihtimal var; ya halk bu rejime destek veriyor veya vermiyor. Bunun ispat edilmesi gerekiyor. Suriye sokaklarındaki halkın rejimlerine desteği, yapılan son yeni anayasa referandumu halkın desteğini göstermiyor mu? Yoksa siyonist medya El-Cezirenin cep tefonlarıyla yayınladığı görüntülere dayanarak halkın ayaklandığına mı inanıyorsunuz? Sahi Amerika‘nın ve emperyalist gücün uşakları „Arap birliği“ ve emperyal siyasetin savunucularının haberleri mi sizi halk ayaklanmasının varlığına inandırdı? Halkı ayaklandırmak için Suriye‘ye sızan siyonist ajanları, müslüman ülkelerden giden rütbeli askerler yakalanmadı mı? Suriyeli muhalifler silahı nereden alıyorlar? Kim tarafından yönlendiriliyorlar? Lojistik desteği kim veriyor?

Evet! Suriye stratejik bir bölgede yer alıyor; Filistin direnişinin destekleyicisi, Lübnan Hizbullahı’nın yardımcısı, İslami İran‘ın stratejik ortağı konumundadır. Şimdi Suriye rejimi devrilir ve emperyal gücün istediği bir rejim hakim olursa İslami mi olacak? Suriye rejimi devrildikten sonra Lübnan Hizbullahı‘nın yenilgiye uğratılması, Hamas‘ın siyonistlerle masaya oturtulmaya mecbur edilmesi, İslami İran‘ın yanlızlaştırılması sizi daha mı fazla memnun edecek? Suriye‘de Batı emperyalizminin hakimiyetini isteyen muhalifler önemli de Lübnan, Filistin ve İran halkı önemli değil mi?

Sahi söylermisiniz, Suriyeli muhalifler ne istiyorlar, Baas rejimini devirip İslam devleti mi kurmak istiyorlar? Yoksa halkın birşey istediği yok Batı emperyalizmi onları kışkırtıp kendi sistemlerini mi yerleştirmek istiyor?

İşte sorun burdadır; sizler olaylara Batı siyaset penceresinden baktığınız için anlamakta zorlanıyorsunuz. Ütopyacı, ilkesiz bir İslami anlayışa sahip olduğunuz için kafanızdaki kriterlerle ölçüyorsunuz. Kuran ve nebevi sünnet perspektifinden bakma erdemliğini gösteremiyorsunuz. Sizin İslam anlayışınıza göre Resulullah‘ın Medine devleti bile tam bir İslami devlet değildi. Hz.Süleyma‘nın devleti, Hz.Yusuf‘un devleti bunların hepsi sizin mantığınızla ölçüldü mü meşru değillerdir. Çünkü hiçbirisinin kurduğu devlet sizin kriterlerinize uymuyor, neden mi ? Zira sizin siyaset anlayışınız Batı siyaset doktrininden besleniyor.

Yazının başında sıraladığımız sorulara gelince. Bu soruların cevabını hangi siyasal doktirine göre verilmesini istersiniz. Liberal demokrasi siyasi anlayışına göre mi? Yoksa Velayet- Fakih siyasi ilkelerine göre mi?

Hangi ekolün ilkeleri/temel prensipleri asıl alınırsa verilecek cevap da ona göre şekillenecektir.

Bizim açımızdan cevap bellidir. Ya sizin açınızdan. Siz önce safınızı belirleyin; Muaviye’nin sofrasında oturup Hz.Ali’nin sözlerini söylemeyin. Bu zamanın Şamlıları o zamanın Şamlılarına benzemez. Ama Muaviyeler hiç değişmedi; aynı tas aynı hamam.

Son olarak şunu da hatırlatayım: Muaviye’nin soyundan gelecek olan Sufyani yakında ortaya çıkıp Suriye’yi ele geçirecek ve o bölgeyi kan gölüne çevirecek, bu gidişle siz Sufyani’nin safında yer alacaksınız. Kendinize gelin ve inandığınız peygamberin düşmanı olanların safında yer almayın.

Adalet güneşinin doğacağı sabahı görme ümidiyle….

Abdullah Özgür

Ekler